HAFIZA
Genel hafıza
Hayatınızın tüm alanlarında kullanabileceğiniz güçlü bir
hafızaya sahip olmaya hazır mısınız? Güçlü bir hafızayı gerçekten istiyor
musunuz? Bunu gönülden, heyecanla, tüm kalbinizle istemelisiniz. Şu halde doğru
yerdesiniz. Sizi tebrik ediyor ve mutlulukla karşılıyoruz. Bu işi kolaylıkla ve
çok yorulmadan gerçekleştirebilme fırsatıyla karşı karşıyasınız. Şimdi konumuzu
hafızaya ilişkin temel tanımların yer aldığı “Genel Hafıza Süreci” ile
başlatacağız. Ardından “Genel Hafıza Engelleyicilerine” değineceğiz.
Bu bölümü “Temel Hafıza Araçlarının” öğrenilmesi takip edecek.
Son bölümde ise bazı hafıza uzmanlarının ürettiği hafıza sistemlerinden
bazılarına ilişkin özet bilgiler vereceğiz. Bölümün sonunda Hızlı ve Etkin
Okuma seminerlerinin ilk gününden itibaren düzenli olarak uygulamanızı
istediğimiz egzersizler yer almaktadır. Bu egzersizler başka bir çalışmaya
gerek kalmadan sizi hayret içinde bırakacak bir hafızaya kavuşmanıza yol
açacaktır. Tek yapmanız gereken her gün bu çalışmalara bir kaç dakika ayırmayı ihmal etmemenizdir. Ama her gün.
A. GENEL HAFIZA SÜRECİ
1. Hafızanın Tanımı
Son
araştırmalar insan beyninin 1 milyar nörondan (sinir hücresinden) oluştuğunu
ortaya koymaktadır. Bu kadar nöronun bilgi depolama kapasitesi tüm dünyadaki
bilgileri çok rahat içerebilecek büyüklüktedir. Bilgilerin nöronlara kolaylıkla
yüklenebilmesi “öğrenebilme” olgusunu tanımlar. Nöronlara yüklenen bilginin
yerleştiği yerden çağrılabilmesi “hatırlama” dediğimiz süreçtir. Nöronlara
yüklü olan bilgi kümeleri arasında bağlantılar oluşturabilmek ise “üretici
zeka”’nın ortaya çıkmasına yol açar. Burada sözünü
ettiğimiz hafıza “öğrenebilmeyi (yani bilginin depolanabilmesini) ve
hatırlayabilmeyi (yani bilginin depodan çağrılabilmesini) kapsar. Üretici
zekayı ise beyin kapasitesinin kullanılabilen bölümünün büyüklüğünün
ifadesidir.
Beyin
hücrelerinin DNA’sı diğer hücrelerden farklı olarak sürekli yeni bilgiler
yüklenir. İnsan her yeni bilgiyi aldığında beyindeki nöronların bilgiyi
üstlenen çekirdekleri değişime uğrarlar. Bu sayededir ki biz sürekli yeni
bilgiler ediniriz; bu yüzden vücudumuzun yapısı aynı kaldığı halde beynimizin
yapısında değişim olur. Bu değişim de duygu ve düşüncelerimizin yapı
değiştirmesine, gelişmesine neden olur. . Halbuki diğer hücreler, örneğin göz
hücrelerinin DNA’sı her zaman öncekinin bir kopyasıdır ve yaşadığı sürece
başkalaşmaz.
Bizler
çocukluğumuzdan kalma bir çok bilgiyi hatırlayabiliriz. Bu durum nöronlarımızın
çocukluğumuzdan beri hayatlarını sürdürmelerinin bir sonucudur. Vücut hücrelerimizin
önemli bir bölümü ortalama 100 gün yaşamakta; ardından ölmekte ve yerlerine
yenileri yaratılmaktadır. Ama bu arada beyin hücreleri hayatiyetlerini düzenli
olarak sürdürmektedir. Bir beyin hücresinin ölmesi demek onun taşıdığı bilginin
ömür boyu kaybedilmesi demektir.
2. Beyin Kapasitesi
Beyin
kapasitesi beyindeki nöron sayısı ve bu nöronlar arasındaki bilgi iletebilme
yoğunluğu demektir. Herkesin beynindeki nöron sayısı eşittir. Dolaysıyla herkes
eşit düzeyde bir potansiyel kapasiteye sahiptir. Bu kapasitenin gelişmesi
üretici zeka dediğimiz olguyu oluşturur. Beyin kapasitesini şu faktörler
etkiler:
a. Beynin
çalışırken ihtiyaç duyduğu enerji: Beyin elektrikle çalışır. Elektriğin en
temel iki kaynağı vardır: Oksijen ve glikoz. Su halde bol oksijen alan kişinin
beyni daha etkili çalışır, beyin etkili çalışmaya devam ederse etkinlik deresi
sürekli artış gösterir. Glikoza gelince, bu doğru beslenme yolu ile sağlanır.
Doğru beslenme çok besin almak demek değildir. Lütfen kitabınızın “Süper
Sağlık” bölümünü okuyun. Doğru beslenme sadece ihtiyaç kadar besini kuralarına
göre almaktır.
b. Beyinde
bilgi iletimini sağlayan nöro transmitterler:
Bunlar küçük kimyasal maddelerdir. Bir nörondan aldıkları bilgiyi sinir ağları
aracılığıyla diğer nörona iletirler. Eğer beyinde nöro
transmitterler ölürse beyin hiç bir işlem yapamaz ve
ölür. Nöro transmitterler
hücre değildirler ve ölebilirler. Oların ölümüne ve azalmasına yol açan en
önemli faktör sürekli strestir. Ayrıca aşırı cinsellik de ölümlerine yol açar.
Alkol ve oksijensizlik hem bu kimyasal maddeleri, hem de beyin hücrelerini
öldürebilir.
c. Nöronlar
arasındaki bağlantılar: Beyindeki 1 milyar nöronun tamamı birbirine bağlı
değildir. Beynimizdeki bağların çok az kısmı anne karnındaki yaratılış
sürecinde oluşur. Neredeyse tüm bağlar dünya hayatında oluşmuştur. Bu bağların
sayısı arttıkça zekamız, yani beynimizle yapabileceğimiz iş gelişir. Bu bağları
bilinçli veya bilinçsiz olarak geliştiririz. Bu bağların gelişmesinin tek yolu
bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilmesidir. Bu ilişkilendirme iki bilgiyi
yan yana düşünmek suretiyle olur. İki bilgiyi doğal halinde yan yana izlerseniz
beyninizde bu iki bilgi bağlanır. Doğal halde izlemeyip kendi hayalinizde
ilişkilendirirseniz yine bu bilgiler bağlanır. Sonuç olarak kim daha çok
öğrenir ve daha çok düşünürse o daha zeki olur, daha kapasiteli bir beyne sahip
olur.
3. Hafızanın İşleyişi
Hafıza genel kabul gören teorilere
göre üç ayrı sistemin birlikte çalışması olarak değerlendirilmektedir. Yani biz
birbirini tamamlayan üç ayrı hafıza aşamasına sahibiz. Aşağıdaki çizimlere
bakalım:
|
Çok kısa
süreli hafıza; 20-30 saniye kalıcılık; bilgi elektriksel yapıda |
|
Kısa
süreli hafıza; 20 dakika-1 gün kalıcılık; bilgi elektrokimyasal
yapıda |
|
Uzun
süreli hafıza; beyin-nöron yaşadığı sürece; bilgi kimyasal yapıda |
|
Bilinç
Düzlemi: Çok Kısa Süreli Hafızada dolaşırken farkında olunan ve 2.
aşamaya taşınacak olan bilgiler |
||||
Yukarıdaki çizimden de anlaşılacağı
üzere duyularımız yoluyla mesajları dış dünyadan alırız. Gözlerimizden resim,
kulaklarımızdan ses, burnumuzdan koku, dilimizden tat ve tenimizden dokunsal mesajlar alırız. Algı organlarımız aldıkları
mesajı elektriğe kodlarlar. Bu mesajlar çok karmaşık sinir ağlarıyla
değerlendirilmek üzere beyne iletilir. Dikkat edelim, bunlar binlercedir.
Çevrenizdeki farkında olun-olmayın- algı eşiğinize ulaşan tüm mesajların
beyninize ulaştığını görüyorsunuz. Dış dünyadan aldığımız bu mesajların yanı
sıra, zihnimizde de bir dizi düşünce ve hayal ürünü olan mesajlar üretebiliriz.
Tüm bu mesajlar elektriksel olarak
önce çok kısa süreli hafızamızda toplanırlar: Bu alanda henüz elektrik yapıda
olan bilgi 20 saniye kadar bekleyebilir. Bu süre sonunda bu alanı boşaltırlar
ve bu arada yerlerine aralıksız olarak yeni mesajlar gelir.
Çok kısa süreli hafıza ile doğrudan
ilişkili bir alandan söz edeceğiz. Buna biz bilinç düzlemi diyelim. Bilinç
düzlemi çok kısa süreli hafızadan sıçrayan veya buradan seçilerek alınmak
suretiyle farkında olunan mesajlarla doludur. Farkında olmadığımız diğer
yüzlerce mesaj çok kısa süreli hafızada söner ve kaybolur. Onların da
kaydedildiğini gösteren deliller olmakla birlikte hatırlanabilmelerinin kural
olarak mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bilinç Düzlemine gelen bilgi kısa
süreli hafızaya geçmeye aday bilgidir. Bu bilgi az kayıpla
kısa süreli hafızaya geçmektedir.
Kısa süreli hafızaya geçen bilgi kısa
süreli bir elektro-kimyasal terkiple korunur. Bilginin bu alandaki hayatı 20
dakika ile 1 gün arasında değişir. Bu sürede bilgi ya
süratle sönükleşecek ya da uzun süreli hafızaya
taşınacaktır.
Bu süreçte beyin enerjiye ihtiyaç
duyar. Eğer kısa süreli hafızada iken bilgi hatırlanırsa o bilgi elektrikle
uyarılmış ve böylece bilince çıkarılmış olacaktır. İşte bu eylemle bilgiye yeni
enerji yüklenir. Beyin bu enerjiyi kullanarak bilgiyi kalıcı ve kimyasal olarak
nöronlara yerleştirir. Eğer bilgi yeterince sık veya gerektiği kadar enerji
yüklenerek tekrar edilirse veya bilgi öğrenilirken çok yoğun bir enerjiyle
alınırsa bu bilgi kesin olarak uzun süreli hafızaya yerleşecektir. Örneğin bir
trafik kazası yaşayan kişinin tüm duyuları en yoğun şekilde bu kazaya ilişkin
bilgiyi almıştır. Dolaysıyla bu bilgiyi tekrarlamasına gerek kalmadan onu uzun
süreli hafızasına yerleştirecektir. Zira bilgi çok yoğun alınmıştır. Bunun bir
istisnası vardır. Yoğunluk kaldırılamayacak kadar şiddetli olduğu taktirde, şok
yaşanır, o bilgiye ulaşan yollar kilitlenir ve hatırlama olmaz. Bu arada
başkasının anlattığı bir trafik kazası hikayesini duygusal ve duyusal
yoğunlukta almadığınızda onu hatırlamak için tekrar etmeniz gerekir.
B. GENEL HAFIZA ENGELLEYİCİLERİ
Şimdi bu akışı etkileyen faktörlere
bakalım. Hafıza sisteminin etkili çalışmasını engelleyen nedir? Neden bazı
hafızalar diğerlerinden çok daha iyi çalışıyorlar? Hafızaları yetersiz hale
getiren nedenler nelerdir? Şimdi bu soruların cevaplarını tek tek verelim:
1. Beyine Yeterli Malzemenin
Sağlanmaması
Bildiğiniz gibi benzinsiz arabayı
çalıştıramazsınız. Sınırlı malzemelerle bir inşaatı hızla bitiremezsiniz.
Beynimiz her dakika 100 bin ile 10 milyon arasında kimyasal işlem yapmaktadır.
Tüm bu işlemler için çok miktarda glikoz, oksijen ve bir kısım enzimleri
kullanmaktadır. Vücudumuzun tükettiği oksijenin çok önemli bir bölümünü
beynimizin kullandığını biliyor muydunuz?
Bu malzemeleri tam olarak ve zamanında
sağlayamadığımızda beynimiz fonksiyonlarını sağlıklı gerçekleştiremez.
Bulabildiği tüm enerjiyi hayatın devamı için zaruri olan faaliyetlere ayırır. Dolaysıyla düşünebilme yeteneğimiz olumsuz
etkilendiği kadar, aldığımız bilgilerin hafızada yerleşme süreci de olumsuz
etkilenir. Bunun nedenleri süper sağlık bölümünde ayrıntılı olarak
anlatılmıştır. Çok yemek, düzensiz uyumak ve bilhassa gündüzün ilk saatlerinde
uyuyor olmak, hatalı soluma yapmak ve durgun yaşamak en belirgin hafıza
düşmanları arasında yer alırlar.
2. Beynin Çalışma Akışının Bloke
Edilmesi
Beynimiz vücudumuzu ölmekten koruyan
özel bir mekanizmayla donatılmıştır. İnsan sürekli stres yaşadığında vücut
gerilir. Vücudun gerginliğinin devam etmesi halinde beyin ve vücut kısa sürede
mevcut glikozu yakar; enerjisini tüketir ve insan ölür. İşte beyin stresin
devamlılığı durumunda gerilmenin ölüme yol açmasını engellemek için devreye
girer. Salgılanan bir uyuşturucu hormonun etkisiyle düşünce akışını yavaşlatır,
hatta durdurur. İnsan düşünemez hale geldiğinde vücudu da gerilerek ölmekten
kurtulmuş olur: Ama bu arada kişinin beynine ve hafızasına olan olur. Stresin
nedeni biziz. Bu konuda lütfen “Süper Sağlık” bölümündeki psikolojik faktörler
kısmına bakınız.
Bugün modern psikoloji beynimizin bu
özelliğini kullanmaktadır. Önerilen nörofren, laroksil gibi anti-depresan
ilaçlar kişinin düşünce akışını durdurmakta; uykuya yol açmakta ve böylece kişi
rahatlamaktadır. Oysa bu ilaçlar arkalarında tahrip olmuş bir hafıza
bırakmaktadırlar. Çok iyi bilmeliyiz ki stresin hiç bir hakiki nedeni yoktur.
İlaçlarla yapılan tedavi hakiki ve kalıcı tedavi değildir. Stresin kökünden
kurutulması için inanç ve düşünce biçiminin mutlaka değişmesi gerekmektedir.
Psikologlar ilaç kullanmaktan çok, özel telkinlerle hastalarının düşüncelerini
değiştirebilirlerse gerçek başarıyı elde edebilirler. Pek tabii ki istersek
bunu biz de kendi kendimize başarabiliriz.
3. Beyin Kapasitesinin Eksik
Kullanılması
Son yapılan araştırmalara dayanılarak
beyin kapasitemizin binde birini kullandığımızı ileri sürülmektedir. Beyin
kapasitemizin kullanılan alanının arttırılması mümkündür. Bunun en kolay yolu Ornstein’in araştırmalarına dayanmaktadır. California
Üniversitesi’nden Prof. Robert Ornstein’in
araştırmaları beynimizin sağ ve sol lobunu birlikte
kullandığımız taktirde kapasitemizi daha yüksek bir düzeyde (10-15 kat fazla)
kullanabileceğimizi göstermektedir. Beynimizin sol lobunu
kullanmaya alışkın olduğumuz doğru. Daha çok mantık ve matematiksel düşünme
biçimimizi kullanıyoruz. Sanat, renk, ritim, müzik gibi olguları yöneten sağ
beyin lobunu aktive etmemiz gerekiyor.
4. Beyin Kapasitesinin Zayıflatılması
Mevcut kapasitemizi kullanmadığımız
gibi, bu kapasiteyi de düşürebilmekteyiz. Bir kısım tutumlarımız düşünce
akışımızın donuklaşmasına, duygusal donuklaşmaya ve yeni fikir üretebilmemizin
zorlaşmasına yol açar. Hayatımızı işgal eden bu tutumlar üzerinde dikkatle
durmalı ve bunlardan kurtulmalıyız.
a)TV Seyretmek
TV seyrettiğimizde beynimiz uyarımdan
yoksun kalmaktadır. Almanya Beyin Antrenman kurumu Başkanı Prof. Bernd Fischer beynin bir kaç saat
uyarımdan yoksun kalmasının düşünme yeteneği kaybına neden olduğunu ve bu kaybı
geri almak için bir kaç hafta zihin çalışmasına gerek olduğunu tespit
ettiklerini söylemiştir.(Hürriyet, 22.12.1992)
b)Kontrolsüz Hayal Kurmak
İdeallerine ulaşmak için çalışmayı
göze almayanlar çoğu zaman rüya görür gibi hayal kurmayı (day-dream) kolay buluyorlar. Hayal kurma zihni boş bırakma ve
boş çağrışımların eline teslim etme durumudur. Zihin boş iken konudan konuya
sıçrarız. Kontrolsüz hayal kurup kurmadığınızı anlamak mı istiyorsunuz? Belli
bir anda şunu sorun: Şu anda düşündüklerimin amacı ne? Kafamda dolaşan bu
seslerle ve görüntülerle hangi sorulara cevap arıyorum veya bu düşündüklerimi
hangi amacım için kullanacağım? Cevap bulamıyorsanız, sadece hatırladığınız
için veya düşünmek istediğiniz için öylesine meşgul bir zihne sahip olduğunuzu
anlıyorsanız tuzağa düştüğünüz kesindir. Bu yolla zihninizi hızla
köreltmektesiniz. Einstein “hayalin bilimden önemli olduğunu” söyler. Ancak
onun sözünü ettiği hayal bir soruya cevap, bir soruna çözüm arayan hayaldir.
c)Cinsel İmgelere Saplanmak
Bu konuda bir gazetede yayınlanan
yazımıza atıfta bulunalım: Cinsel objelere odaklanan, onlarla ilgili imajları
zihninde tekrar eden “insanın zihnindeki mesaj akışı üst loblardan
çekilerek cinselliğin yönetildiği alt kısımlarda -hipotalamus-
gerçekleşmeye başlar. Beyin çalışmakta, ama beynin düşünce mekanizması
durmaktadır.”(Muhammed Bozdağ, Unutkanlık ve Göz
İlişkisi, Yeni Asya, 15.1.1994) Bu tıbbi tespiti doğrulayan dini eksenli bir
yaklaşımın mezhep imamlarından İmam-ı Şafii(ra)
tarafından ortaya konduğu bilinmektedir. Şafii, “Harama bakmak unutkanlık
verir” demiştir. Çok daha önemlisi ve tehlikelisi şudur: Cinsellik konusunda
aşırıya kaçan tutum, bilhassa genç erkek bireylerin tatmin arayışlarıyla aşırı
enerji tüketmelerine yol açar. Bu konuyu yukarıda sözünü ettiğimiz yazıda şu
şekilde ele aldık: “Gözün gayri mahrem cinsel objeden ya
da hayalden sakındırılmamasının sebep olduğu ikinci unutkanlık nedeni de beyin
hücrelerindeki ölümle gelen hafıza kaybıdır. Zira göz ve hayalin kontrol
edilememesi yoğun tahrike, hormon salgısına yol açar ve bu da kişiyi haftada
bir çok kez istimale sevk eder. Bunun anlamı, vücudun çalışma ve normal üretim
mekanizması aşılarak aşırı enerji tüketimidir ki bu bir çok hastalığı
beraberinde getirebildiği gibi beyin hücrelerinde tahribata da yol açar.”
Bayanlarda bu konuda görsellik değil dokunsallık
hakim olduğu için sözünü ettiğimiz bu sorunu ciddi şekilde yaşamazlar. Nitekim
bu konudaki iddialarımızı destekleyen yeni bilimsel araştırmalar devam
etmektedir. Son olarak ABD California Üniversitesi’nde erkek fareler üzerinde
yapılan deneyler aşırı cinsel istimalin farelerin beyinlerindeki gri hücreleri
azalttığını ve beyinlerini küçülttüğünü ispatlamıştır.(Sabah, 24.10.1997)
5. Sistemsiz Düşünme Alışkanlığı
Sistem bir bütünde birbiriyle
ilişkili olan; birbirine bağlı çalışan parçalar arasındaki uyumu ifade eder.
Örneğin insan vücudu bir sistemdir; kalp, böbrekler, mide, beyin gibi organlar
bu sistemde ayrı görevler ifa ederler; ama birbirlerinin çalışmaları sayesinde
varlıklarını sürdürebilirler.
Sistemli düşünen kişi bilgi parçaları
arasındaki ilişkileri kurabilen, bilginin nereye yerleştirileceğini bilen
kişidir. Bu güne değin hafıza uzmanları bir çok sistem üretmişlerdir ve
ilgilenenlere sunmuşlardır: sistem öğrenilen her bilginin sorgulanmasını, eski
bilgilerle ilişkilendirilmesini gerektirir. Ezberlemek en tipik sistemsiz
öğrenme biçimidir.
C. TEMEL HAFIZA ARAÇLARI
İlk yapılması gereken, temel “hafıza
araçları” üzerinde çalışmaktır. Aşağıda bu araçları bulacaksınız. Bu araçlar
üzerinde yeterince çalışma yaparsanız hızlı bir değişim fark edeceksiniz.
Sistemli ve ömür boyu kullanılabilecek güçlü bir hafıza için size verdiğimiz
basit egzersizleri sık sık yapmanız gerekiyor. Temel
hafıza araçlarını geliştirmek suretiyle öğrendikleriniz şu işlere yarayacak:
a)Bilgileri Güçlendirerek Kayıt
Edebilmek: Sönük ve zayıf bilgi düşük enerjiyle kaydedileceğinden hatırlanması
güçtür. Güçlü enerjiyle alınan bilgi ise çok kolay hatırlanır: Bu anlamda el
çırpmak zayıf, patlayan bomba güçlü enerjiyle alınan işitsel bilgidir. El
çırpmanın zihinsel canlandırma ile bomba sesi kadar güçlendirilmesi mümkündür.
b)Bilgileri Bağlantılı Kaydedebilmek:
Bilgi hafızadaki diğer bilgilere bağlanıp dallandırıldığı ölçüde hızlı ve güçlü
hatırlanır. Bağlantısız bilgi, okyanusta küçük bir ada veya derin sularda
yaşayan bağımsız bir balık gibidir. Onları bulmak için pusulasız olarak dolaşıp
tüm derinliği veya yüzeyleri taramanız gerekir.
Zihninizde bağımsız olarak yerleşmiş
“Mehmet Yeşilyurt” adı bağlantısızdır. Ama uzun boylu, siyah saçlı,sağlık
memuru, arkadaşınız Yaşar’ın arkadaşı olan, Erzurum’lu, iki çocuk babası, Sağlık Bakanlığının önünde
tanıştığınız, ismi size Yurdumuzun Karadeniz bölgesindeki yeşillikleri ve
kahraman erlerimize verdiğimiz adı hatırlatan “Mehmet Yeşilyurt” bağlantılı bir
isimdir. Bilginin bağlantısı o bilginin size hatırlattığı diğer her şeydir.
İlkini hatırlayabilmeniz için akla karayı seçersiniz ama ikincisi anında
zihninizde canlanır. Çünkü ikinci şekilde kurduğunuz bağlantılarla bir çok
tutamak noktası oluşturdunuz.
c)Bilgiyi Duygu ve Duyularla
Zenginleştirebilmek: Kaydetmeniz gereken bilginin zihninizde oluşturduğu
duygusal ve duyusal çağrışımı ihmal ettiğinizde potansiyelinizi ihmal etmiş
olursunuz. Arkadaşınız Fatih’le birlikte, Fatih Sultan Mehmet’in
kahramanlığını, fethedilen İstanbul’un güzelliklerinin vereceği sevinci
hatırlayabilirsiniz. Dahası duyusal olarak kurşuni surlar, mavi deniziyle
İstanbul, yüz hatları ve görünümüyle Fatih’in kendisi zihninizde oluşacak bir
çağrışım kümesidir. Tüm bunların gerektirdiği zihinsel zenginliği üretmeyi
öğrenmek çok kolaydır. Şimdi gelin “temel hafıza araçlarını” tanımlayalım ve bu
araçları geliştirme yolları üzerinde duralım:
1- Duyusal Canlandırma Gücü
Duyusal canlandırma beş duyunun
kullanılması suretiyle zihinde canlandırma oluşturma durumudur. Zihinde
etkililik sırasına göre, görme, işitme, dokuma, tatma ve koklama olmak üzere
beş farklı canlandırma yapılır. Tüm iç hatırlamalarınız bu duyularımızın
kullanımıyla gerçekleşir. Bu duyuları hallerinde bıraktığımızda inanılmaz
güçlerinden faydalanamayız. Ama onları elimize alıp isteğimiz gibi
güçlendirerek kullanmamız çok kolaydır. Gül çiçeğini tekrar görüyormuşçasına
zihninizde aynen canlandırabilir misiniz? “Burası Muş’tur, Yolu Yokuştur”
türküsünü duyuyormuşçasına zihninizde aynen işitebilir misiniz? Elinizi kesen
bıçağın verdiği dokunsal hissi canlandırabiliyor
musunuz?
Yıllar önce kokladığınız bir çiçeğin kokusunu aynen duyar gibi zihninizde
yaşayabilir misiniz? Ya yediğiniz bir baklavanın
verdiği tadı istediğiniz herhangi bir zamanda o anda yiyormuşçasına yeniden
tadabilir misiniz? Bazı özel durumlarda bunları pekala yapabiliyoruz. Neden
birazcık zihnimizi eğitip bu gücü her zaman kullanmayalım. Mucize gibi bir şey
bu, ama gerçeğin ta kendisi aynı zamanda... Diğer yapanlar gibi, siz de
yapabilirsiniz.
Bethoven müziği tüm ritimleriyle zihninde
duyabildiği için unutulmaz bir bestekar olmuştur. Leonardo Da Vinci görüntüyü
zihninde net olarak canlandırabildiği için milyarlar lire değerinde tablolar
çizdi.
Şimdi bu duyularımızı tek tek ele alacağız ve nasıl yapacağımızı öğreneceğiz.
Anlatımımızı çok fazla bilgiye boğmamak için tad ve
koku duyularımızı ihmal edeceğiz. Bu iki duyu bilgi süreçlerinde en az
kullandığımız, en az etkili olan duyular. Literatürde sadece bir kaç istisna
insan bu duyularını çok güçlü bir hafıza sisteminde kullanmaktadır. Bu insanlar
arasında görme veya işitme özürlü olanlar alternatif duyuları kullanmak zorunda
olduklarından ön plandadırlar.
Üç temel duyumuzu kullanarak
canlandırma yeteneklerimizi geliştirmek için Dünyada 1990’lı yıllarda yayılmaya
başlanan çok başarılı bir teknolojiyi kullanacağız: Sinir Dili Programla(SDP)
disiplininin temel yaklaşımına bağlı kalacağız. Tüm bu canlandırmalarda SDP’nin alt biçem(submodality)
dediği kriterleri kullanacağız. Bunlar sorgulama kriterleridir. Bize hiç
düşünmediğimiz değişik bakış açıları kazandırarak canlandırma yeteneğimizi
güçlendirecek olan araçlar bunlardır. Başlıyoruz:
a) Görme Duyusuyla Canlandırma
Yeteneğinizi Geliştirin
Görüntüler hafızamızın en önemli
malzemesidir. Bilgi çağında yaşayan insanlar tüm bilgilerinin en az % 80’ini
gözleri vasıtasıyla elde ediyorlar. Şu halde bu duyumuza çok fazla önem
vereceğiz.
Görüntüleri zihnimize ne kadar net
yerleştirebilirsek o kadar net hatırlayabiliriz. Gözlerimiz hasta değilse
görüntüleri tam bir netlikte beynimize ulaştırırlar. Sorun zihnimizdedir.
Resimleri aynen kaydeden bir zihin geliştirmek zorundayız. Dikkat edin:
Eşinizin, çocuğunuzun, kendinizin veya sevdiğiniz kızın/delikanlının yüzünü tüm
ayrıntılarıyla zihninizde canlandırabilirsiniz. Gözlerin, kirpiklerin rengi,
büyüklükleri, yüzlerdeki çizgiler, ellerin görüntüsü... Şüphe ediyorsanız
gözlerinizi kapatın ve canlandırın. Peki ya haftada
bir karşılaştığınız bir dostunuzun yüzü. Çoğu insana sorsanız evinin
bahçesindeki ağacın dallarının yapısını hatırlamaz bile. O ağaca belki binlerce
defa bakmıştır ama ne yazık ki “görmeyi” bilmediği için görememiştir. Binlerce
defa bilinçsiz bakıp net görememektense bir defa bilinçli bakıp net görmekle ne
kaybedersiniz. Heyecanlanmalısınız. Bu iş için aşağıdaki görsel alt biçemleri,
sorgulama alanlarını kullanacaksınız.
Görsel Alt Biçemler:
-Renkler: Canlandırdığınız görüntüde,
bilgide hangi renkler hakim? Yeşil, sarı, kırmızı, beyaz, mor, lacivert, gri..
Bu renklerin hangi tonları hakim, az kırmızı, koyu kırmızı? Renkler hangi
bölgelerde odaklanmışlar? Kırmızı hangi tarafta, mavi hangi tarafta?
-Alanlar: Görüntü ne kadar büyük?
Yatay ve dikey büyüklüğü, derinliği ne kadar? Görüntüdeki cisimler ne kadar
büyük veya küçük?
-Boyutlar: Görüntü üç boyutlu mu, iki
boyutlu mu? Özellikle üç boyutluluk için nasıl bir derinlik belirliyorsunuz?
Bir taş parçasını, resim olarak değil üç boyutlu hakiki bir cisim olarak
görmeyi deneyin? Uzayda ne şekilde bir hacim işgal ediyor?
-Açı: Görüntüye hangi açıdan
bakıyorsunuz? Önünden, arkasından, sağından, solundan, altından, üstünden veya
çapraz köşelerinden?...
-Mesafe: Görüntüye ne kadar
yakınsınız veya uzaksınız? Topyekün görüntüye veya
görüntünün unsurlarına ne kadar yakınsınız veya uzaksınız? Görüntünün hangi
tarafında duruyorsunuz?
-Hareket: Görüntüde hareket var mı?
Baktığınız alandaki cisimler hangi yönde, hangi hızda hareket ediyorlar? Size
veya birbirlerine yaklaşıyorlar mı uzaklaşıyorlar mı? Hareketler hep aynı yönde
mi, farklı yönde mi, doğrusal mı dairesel mi, rasgele mi?
-Konum: Görüntülerin birbirlerine
göre konumları nedir? Yakınlık ve uzaklık durumları? Hangi unsur diğer unsurun
neresinde? Görüntü merkezine göre diğer görüntülerin konumları nedir? Merkeze
mesafeleri, birbirlerinden büyüklükleri, küçüklükleri...
Buraya kadar görsel canlandırmanın
güçlendirilmesi için yedi ayrı alt biçem verilmiştir. Seminer sunucunuzun size
vereceği resimler üzerinde veya parkta otururken, yolda yürürken baktığınız
alanlar üzerinde çalışmalar yapın. Önce görüntüye bakıp yukarıdaki soruları
sorun, sonra gözlerinizi kapatarak zihninizde canlandırın. Her canlandırma denemesinde
bir altbiçemi kullanın. Ardından canlandırdığınız
görüntü ile gerçek görüntüyü karşılaştırın. Kaçırdığınız noktaları fark
ettikten sonra geliştirmek için tekrar deneyin. Görüntü çok yoğun bir mesaj
akışı oluşturduğundan lütfen ilk çalışmalarda gözlerinizi kapatın. Bir süre
sonra gözlerinizi kapatmadan da bu çalışmayı başarıyla yapabileceğinizi
göreceksiniz. Hayatınızın en büyük sanatsal yeteneğini kazanmak istiyorsanız
zihninizde daha önce hiç görmediğiniz görüntüleri üretmeyi deneyin.
Faydası: Bu çalışma sayesinde
beyniniz görüntüleri çok güçlü yakalamayı ve kaydetmeyi öğrenecektir. Yeni bir
yüzü yüz defa bakmak zorunda kalmadan zihninizde canlandırabileceksiniz.
Okuduğunuz bir kelime beyninizde kolaylıkla canlanabilecek. Tıpkı mahkeme
kürsülerinin üzerinde “Adalet Mülkün Temelidir” cümlesini hemen
canlandırabildiğiniz gibi... Lütfen unutmayın: Fotoğrafik
okuyabilenler süper okuma hızlarına ulaşabilirler. Görsel canlandırma
yeteneğiniz geliştikçe hafızanızın yanı sıra bunun okuma hızınıza da yansıdığını
göreceksiniz.
b) İşitme Duyusuyla Canlandırma
Yeteneğinizi Geliştirin
Eski çağlarda bilgi edinmenin
neredeyse tek yolu işitme duyusuydu. Sanayi çağında kitaplar hakim oldu,
görerek öğrenme ön plana çıktı. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında ise işitsel-görsel
(audio-visual)
teknolojilerin gelişmesiyle birlikte işitme duyusu görme duyusunun destekçisi
olarak birden ileri çıktı. Görsel ve işitsel yayıncılık bir arada bağımlı
olarak geliştiğinden işitsel hafızamızın önemi ihmal edilemeyecek kadar artmıştır.
Ne olursa olsun teknik bilgileri gözlerimizle edinsek de sosyal ilişkilerimiz
hemen hemen konuşma ve dinleme esasına dayanmaktadır.
Dolaysıyla ses hafızamızı güçlendirmeliyiz. Bunun için ihtiyaç duyduğumuz
işitsel canlandırmanın güçlendirilmesi için gerekli alt biçemleri veriyoruz:
İşitsel Alt Biçemler:
-Şiddet: Ses şiddetli mi, zayıf mı?
Bomba gibi güçlü, sarsıntı oluşturan ses mi, kulağı tırmalayan hafif bir ses
mi, yoksa bir fısıltı mı?
-Konum: Ses nereden geliyor?
Yakından, uzaktan, sağdan, soldan, alttan, üstten... Burnunuzun ucundan mı,
kulağınızın dibinden mi? Siz sesin tam olarak neresindesiniz?
-Yapı: Ses düz mü, dalgalı mı,
kesintili mi? Ses tek bir varlığa mı ait yoksa bir kaç farklı sesin birleşimi
mi? Hangi seslerin birleşimi? Kuş sesi, su şırıltısı, rüzgar uğultusu, insan
bağırtıları vs birbirine mi karışmış? Ses düzenli bir ritimle mi geliyor,
sürekli ritim mi değiştiriyor? Değişiyorsa hangi periyotlarla değişiyor?
İşitsel canlandırmaya ilişkin temel
alt biçemleri üç başlık altında topladık. Siz yeni alt biçemleri
ekleyebilirsiniz. Seminer sunucunuzun sesini, size dinleteceği herhangi bir ses
efektini veya seminer ortamında varsa dışarıdan gelen sesleri canlandırma aracı
olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca dinlediğiniz bir müziğin ritmini, şarkının
veya şiirin sözlerini, pazar yerinde dinlediğiniz sesleri sahilde dalgaların
dans edişini canlandırabilirsiniz. Çok daha mükemmeli zihninizde daha önce hiç
duymadığınız sesleri üretebilmenizdir.
Faydası: Beyinlerinin işitselliği
gelişenler tüm ses içeriklerini en iyi şekilde değerlendirirler. İşitsel
canlandırmayla gelişecek yeteneğiniz güzel konuşma, şiir veya düzyazı
metinlerini mükemmel seslendirebilme, şarkı notalarına çabucak adapte olup
söyleyebilme gibi becerilerinizde patlama oluşturur. Bu yetenek sayesinde
duyduğunuz güzel bir söz, şiir, müzik zihninize çakılır; tanıştığınız
insanların isimleri dev ses dosyaları halinde hemen zihninize yerleşir. Diğer
faydalarını siz tahmin edin.
c) Dokunma Duyusuyla Canlandırma
Yeteneğinizi Geliştirin:
Bilgilerimizin üçüncü önemli kaynağı
dokunma duyumuzdur. Dokunsal bilgi tüm vücudu
kaplayan sinir ağlarının uçlarıyla alınıp beyne iletilir. Bebeklik ve çocukluk
dönemlerinde çok fazla ten teması yaşayan, sık sık
kucaklanan, nesnelerle çok oynayan; diğer bir deyişle dış dünyayı daha çok dokunsal temasla tanıyanlarda dokunsallık
hakimdir. Görme ve işitme özürlülerde hayret edilecek kadar zengin bir dokunsal canlandırma yeteneği vardır. Bizler de pek çok
nesneyi dokunmak suretiyle tanıdığımız için bu yeteneğimizi geliştirmeliyiz. Dokunsal canlandırmanın güçlendirilmesi için gerekli alt
biçemleri veriyoruz:
-Isı: Nesne sıcak mı, ılık mı, soğuk
mu? Ne kadar dondurucu, ne kadar yakıcı?
-Yüzey: Nesnenin nasıl bir yüzeysel
yapısı var? Pürüzlü mü? Düz veya kaygan mı? Batıcı mı, kesici mi, delici mi, künt mü?
-Yapı: Sert mi, yumuşak mı, ağır mı,
hafif mi? Büyüklüğü, küçüklüğü ne kadar?
-Konum: Nerede? Ayaklarınızın
altında, sırtınızda, göğsünüzde, başınızın üzerinde, omuzlarınızda,
avuçlarınızın içinde?
-Etki: Kesti mi, ağrıttı mı, sızlattı
mı, bastırdı mı, titreştirdi mi, okşadı mı? Bunları ne kadar güçlü yaptı?
Dokunsal canlandırmayı güçlendirecek temel
alt biçemleri beş başlık altında topladık. Katıldığınız seminerlerde yönetmen
belli nesneleri canlandırırken size sorularıyla yardımcı olacaktır. Benzer
şekilde ellerinizi kullanarak iş yaparken, yüzerken, yürürken, yük taşırken,
kısacası bedeninizle cisimlere dokunurken canlandırma yapmaya devam
edeceksiniz.
Faydası: Dokunsal
canlandırma boyutların kavranmasına yaradığından görsel canlandırmanın en
önemli destekçisidir. Ressam, heykeltıraş, dekorasyon ve dizayn ustaları
mükemmel birer dokunsal canlandırıcıdırlar. Bu tür
işlerle uğraşanların görsellikleri kadar dokunsallıkları
da güçlüdür. Dokunma ile yapılabilecek olanları hiç hafife almamalıyız. Görme
özürlü bir vatandaşımızın hayatı boyunca görmediği Tansu Çiller’in portresini
neredeyse aynen çizebildiğini eğer haberlerde rastlamışsanız siz de hayretle
görmüş olmalısınız. İnsanlar, nesnelerle, aletlerle çalışırlar. Araba kullananların,
daktilo yapanların yaptıkları işlere ilişkin dokunsallıkları
zirveye çıkmıştır. Dokunsallığı gözlerinizin
destekçisi olarak kullanacaksınız. Ayrıca bu yetenek bilginin dokunsal özelliklerinin hafızaya kaydı için de çok
önemlidir.
2- Duygusal Canlandırma Gücü
Bu yeteneğin geliştirilmesi epey bir
emek veya hassas bir teknik gerektirir. Ancak geliştirildiğinde inanılmaz
etkiler meydana getirirler. Bu yetenek o kadar önemlidir ki tüm lider insanlar
bu yetenekleri sayesinde zirveye çıkmışlardır. Güçlük şuradadır: Şartlar
oluşursa sevinebilirsiniz. Ama yolunu zihninize öğretmemişseniz her canınız
istediğinde sevinemezsiniz. Bu yeteneğinizi geliştirmek için Anthony Robbins’in “Sınırsız Güç”
isimli kitabında duyusal dizinler üzerinde çalışmalı ve uzmanlaşmalısınız. Ayrı
bir kitap konusu olduğu için söz konusu teknikler üzerinde burada
odaklanamıyoruz.
Burada en azından temel olgular
üzerinde duracağız. İnsanların duygu türleri onlarca alt kollara ayrılsa da biz
araştırmaların tespit ettiği tüm insanlarda ortak 6 temel duygu üzerinde
duracağız. Aşağıda bu temel duyguları canlandırabilmeniz için birer alıştırma
verilmiştir. Ayrıca size hayatınızın belli kesitlerinde yaşadığınız, mutluluk,
heyecan, şevk ve özgüven gibi olumlu duygularınızı bulduğunuz her fırsatta
canlandırma denemesi yapmanızı öneriyoruz.
Duygusal canlandırmanın gerçekleşme
biçimi duyusal canlandırmaya dayanır: “Sevgiyi canlandırıyorum” diyerek
yapacağınız telkinlerle yeterince başarılı olamazsınız. Duygularınız
duyularınıza dayanır. Yani size belli bir duyguyu yaşatan olayın tüm
görüntülerini, seslerini, kokularını vs canlandırmalısınız. Bunun elbette bir
duyusal dizini vardır. Bu dizin konusunda uzmanlaşmak için Anthony
Robbins’in kitabını tekrar hatırlatıyoruz.
Faydası: Duygusal canlandırma mükemmel
hafızanın çok önemli bir aracıdır. Bir olayda yaşadığınız güçlü sevinç size o
olayın ne olduğunu çok kolay hatırlatır. Bunun nedeni şudur: İnsanlar önce
duyguları hatırlarlar. Trafik kazası geçirmişseniz önce korktuğunuzu
hatırlarınız. Ardından o korkuya bağlanan tüm bilgileri birer birer hatırlamaya başlarsınız. Çünkü tüm duyusal bilgiler
duyguda odaklanırlar. Diğer bir deyimle duygular soyut olgulardır ve onları
duyularımız üretirler. Çok az duygu vardır ki somut duyulara dayanmazlar. Ama
“latifeler” olarak tanımlayabileceğimiz bu tür duyuları ruhsal duyarlılıkları
gelişmiş olanlar yaşayabilirler. Bu arada transa geçildiğinde yaşanan duygular da tamamen ruhsal bir kimliğe
bürünür. Bunun dışında “Cennet gibi görmediğimiz olguların üreteceği duygular”
cennetin güzelliklerinin dünyadaki cisimlere benzetilmesiyle hissedilebilir.
Dikkat edelim: Duygusal canlandırma
liderlik ve başarı yolunda çok önemlidir. Zira tüm davranışlarımızı birinci
düzeyde duygularımız, ikinci düzeyde düşüncelerimiz yönetir. Eğer gençseniz
tutumlarınızı neredeyse tamamen duygularınız yönetmektedir. Güçlü irade ve
mükemmel başarıların arkasında kesin bir duygu hakimiyeti vardır. Sıradan
insanlar moralleri uygun olduğunda çalışabilirler; ama profesyonel insanlar her
zaman çalışabilirler. Çünkü onlar duygularına hakim olmayı öğrendiklerinden her
zaman, en zor şartlarda bile morallerini yüksek tutmayı başarabilirler. Hayatta
sıradan olmak değil de büyük başarılar elde etmek isteyenlerin önemli çıkış
yolu duygu hakimiyetini öğrenmeleridir. Şimdi alıştırmalar üzerinde çalışalım:
Şefkat
Duygunuzu Geliştirin:
Yöneltilen nesne ve ortam: Savaş
sırasında Saraybosna’da bir eve sığındınız. Ailesinin
Sırplar tarafından öldürüldüğünden habersiz şaşkın iki yaşında bir çocuk
görüyorsunuz. Çocuk karların üzerinde sokakta dolaşarak annesini arıyor.
İç Konuşmalarınız: “Yavrucuk,
zavallıcık, Ne kadar güzel başın var. Gözlerin, burnun küçücük. Daha da
yürüyemiyor. Bana ne kadar tatlı bakıyor. Aman Allah’ım ayakları da çıplak.
Anneciğin yok. Yavrucuğum üşüyorsun sen, titriyorsun. Gözlerinden yaşlar akmış,
ne kadar da çok ağlamışsın. Seni çok seviyorum.
Sevgi
Duygunuzu Geliştirin:
Yöneltilen nesne veya
ortam:Karşınızda konuşmanızı dinleyen insanlara hitap ediyorsunuz.
İç Konuşmalarınız: Bu insanlar
kahraman, beni çok sevdikleri için buradalar. Hepsi iyi niyetli, benden bir
şeyler öğrenmek istiyorlar. Beni sevgiyle alkışlıyorlar. Onlar dostlarım. Hasta
olsam beni ziyarete koşarlar. Ardımdan konuştuklarında beni hep överler. Onları
seviyorum.
Heyecan
Duygunuzu Geliştirin:
Yöneltilen nesne veya ortam:
Üniversite sınavında birinci oldunuz ve TV’de canlı yayına çıkmak üzeresiniz.
İç Konuşmalarınız: Birinci oldum. Çok
heyecanlıyım. 65 milyonun karşısına çıkmak üzereyim. Evet biraz sonra beni
görecekler. Başardım. Bu benim sırım, şimdi bunu bana soracaklar. Çok
heyecanlıyım. Sıra geldi. Kameralar üzerimde. Kalbim ağzıma gelecek. Aman şu
ışıklar...
Özgüven
Duygunuzu Geliştirin:
Yöneltilen nesne veya ortam: Avrupa
atletizm şampiyonasındasınız. 100 metre koşu yarışmasını kazanacağınızdan
eminsiniz.
İç Konuşmalarınız: Yıllardır
koşuyorum. Şimdiye kadar bu yarışı hep kazandım. Bütün gücümle ayaktayım. Bu
sefer rekor kıracağım. rakiplerim zayıf. Bunları çok kolay geçerim. İşte işaret
verildi. Yerimden fırladım. Koşuyorum. En öndeyim. Herkes arkada. Başarıyorum.
Gıpta
Duygunuzu Geliştirin :
Yöneltilen nesne veya ortam: Çok
güçlü bir konuşmacı olan ve binlerce insanın kendisini dinlediği Anthony Robbins’in
seminerindesiniz.
İç Konuşmalarınız: Robbins orada, kürsüde. Heyecanla konuşuyor. Hepimiz
kulaklarımızı açtık onu dinliyoruz. Devamlı alkışlıyorlar. Bravo sesleri.. Bu
adam milyarlar kazanıyormuş. Burada gelen herkeste bilet parası olarak 100
milyon vermiş. Hayret. Şu adama bak. Ben de yapabilirim. Aslında onun gibi
olabilirim. Sanki onun gibi ben konuşuyorum orada. Ben de yapabilirim.
3- Aktif İmajinasyon
Gücü
Aktif imajinasyon,
sesleri, görüntüleri, kokuları, tatları dokunsal
mesajları zihinde bir film halinde canlandırabilme yeteneğidir. Boyut
değiştirme yeteneği sınırlı bir alanı ilgilendirir. Sadece görüntüler üzerinde
ve belli çerçevelerde yapılmaktadır. Oysa aktif imajinasyonda
tüm sınırları aşıyoruz. Kendi kontrolümüzde hayali filmler oluşturuyoruz. Hayal
kurmaya çok benzeyen bir çalışma ama bu hayalı film tam bilincimizle ve
isteğimize göre ilerleyen bir fim olacak. Bu filmin
kahramanları daha önce zihnimize yerleştirdiğimiz tüm sesler, görüntüler,
kokular vs dir. Aktif imajinasyonun
iki boyutu vardır.
-İmajların canlılık düzeyi
-İmajların film gibi üretilebilirlik
düzeyi
İlk konu duyusal canlandırma
yeteneğiyle ilgilidir ve daha önce anlatılmıştır. Burada ikinci bölümü, yani
hayal gücünü geliştirmeyi ele alacağız. Hiç yapmadığınız halde hayalen Japonya’da gezebilir misiniz? Hayalen
savaşabilir misiniz? Hayalen öğretmenlik yapabilir
misiniz?
Hayali filmler sayesinde tüm
bilgilerimizi defalarca yeniden ilişkilenmeye tabi tutarız. Her filmle, her
hayalle bilgilerden yeni bir yumak yaparız. Einstein “Hayal bilgiden üstündür”
demiştir. Bilinçli ve kontrollü hayal (aktif imajinasyon)
hayatımızda devrim yapabilir. Tüm buluşların aktif imajinasyonun
meyveleri olduğunu biliyor musunuz?
Dünya genelindeki hemen tüm
geleneksel eğitim sistemleri “hayal gücünü” baskılamaktadır. Milli eğitim
sistemleri mantığın ve sol beyin lobunun hakim olduğu
matematiksel bir düşünme biçimini teşvik etmektedir. Son on yıldan beri Amerika
Birleşik Devletleri’nde sözünü ettiğimiz bu yeni olgu çerçevesinde eğitim
süreçleri yeniden yapılanmaktadır.
Muhtemelen sizin de hayal gücünüz
-eğitmediyseniz- zayıftır. İç dünyanızı zenginleştirecek bir güce sahip olmaya
hazır mısınız? Afrika’da bir kabilenin üyeleri aktif hayal güçlerini öylesine
artırmışlardır ki rüyalarına bile girip kontrol edebilir hale gelmişlerdir.
Rüyalarını tam istedikleri gibi kuruyorlar ve sonra da filmlerini yaşıyorlar.
Onlar bu eğitime çocukluktan itibaren kabile reisinin talimatıyla başlıyorlar.
Bizim buradaki hedefimiz şüphesiz bu değil.
Oluşturacağımız olayların “tek kare”
resim olmaması gerekir. Hareketli filmler oluşturacağız. Tüm duyularımızı
kullanarak canlandırma yapacağız. Duyularımızı filme katabilme düzeyimiz başarı
düzeyimizin en önemli ölçütü olacaktır.
Unutmayalım: Bir müzik bestekarı
müziğin filmini önce beyninde yaşar. Bir ressam tabloya çizeceği ağacın
kabuğunun tüm girinti, çıkıntılarını beyninde görür. Sahneye çıkan bir
konuşmacı konuşmasını beyninde defalarca yapmıştır. Bir uçağı dizayn eden
mühendisin kafasında binlerce uçak ve uçuş biçimi canlanmıştır.
Faydası: Güçlü hafıza, bağlantılı ve
sistemli bilgiler... Hafızada kayıtlı bilgileri pratik hayatta kullanabilme
yeteneği... Her türlü sanatsal üretimler. Yeni keşifler yapabilme yeteneği. Zengin
bir duygu ve düşünce dünyası. İş yapma, üretme, başarı, özgüven, sevinç... Dahasını merak ediyor musunuz? Sırf bunlar için “hayal
gücümüzü geliştirmeye değmez mi? Egzersizler bölüm sonunda size verilecektir.
Aktif imajinasyon yaparken aşağıdaki imajinasyon biçimleri uygulanabilir. Bunlar beynin hayal
gücünü geliştiren çalışmalardır. Keşfedici beyin nesneleri olduklarından farklı
canlandırabilen, tabiatta var olmayan biçimleri hayalen
onlara kazandırabilen beyindir.
a)Nesnelerin yapısını
değiştirebilirsiniz:
Nesneleri zihnimizde genellikle
oldukları gibi görürüz veya duyarız. Şekillerini belli kalıplar çerçevesinde
değiştirirsek ne olur? Örneğin bir insanın başını TV kutusuna benzetmeye ne
dersiniz? Parmaklarının uzunluğu birer metre olan bir insan?.. Bilgi
ilginçleşiyor değil mi?
Yapı değiştirme bilgiyi uzatmak,
kısaltmak, büyütmek, küçültmek, kareleştirmek, daireselleştirmek gibi yollarla
yapılır. Hayal güçlerinin yeterince zengin olmadığını düşünenler başlangıçta bu
yol üzerinde odaklanabilirler. Çünkü bu çalışmada tamamen bilinen kriterler
kullanılmaktadır. yapıları değiştirirken aşağıdaki yolların kullanılması
mümkündür:
Gerçek dışılık: Elinizdeki bu kağıdın
deniz yüzeyi olduğunu düşünün, elinizdeki mikrofon dondurmaya dönüşüyor ve onu
yiyorsunuz vs... Gerçek dışılık, sıradanlıktan çıkmaktır. Beyin sıradan olmayan
her şeye özel dikkat sarf eder. Örneğin sokaklardaki insanların her biri dikkat
çekmez. Ama Ankara’da bir “eskimo” görseniz veya
Mars’tan gelmiş bir uzaylı... Çimenlerdeki karıncaları önemsemezsiniz, kedileri
de, köpekleri de... Ama fare büyüklüğünde bir karıncayı görseniz ne yaparsınız?
Mantıksızlık: Kurgu mantıksız
olmalıdır. Birbirlerinin omuzlarına binip ağaç kadar uzun olan bir kule yapan
öğrencilerin durumu gerçek dışıdır; ama çok da mantıksız değildir. Ağaçların
dallarının peş peşe kırılıp düşmesi gerçek dışıdır ama bir mantıklı açıklaması
olabilir. Ya ağaçların köklerini söküp sizin
ardınızdan gelmelerine ne dersiniz? Mantığınızla açıklayabilir misiniz?
Dikkat edelim: Beynimizin sol lobunu kullanmakta ısrar ediyorsak mantıklı olmak
zorundayız. Hayat zaten mantıkla işler. Ancak bugünkü hayat düzeyimizi inşa
eden, mantıktan çok mantıksızlıktır. Eğer beynimizin sağ lobunun
potansiyelini de devreye sokarak beyin gücümüzü 10-15 kat artırmak istiyorsak
bilinçli (ama kesinlikle bilinçsiz değil) mantıksızlıkla sağ lobumuzu harekete geçirmeliyiz. Sağ lob
mantıksız bilgilere yapışır. İste size örnek: Gezmeye gittiğiniz ormanda her
şey güzeldi. Ağaçlar yapraklarını iyice uzatıp saçlarınızı okşadılar. Şarkı
söylediniz ve o anda ağaçlar dallarıyla birbirlerine tutunmuş olarak dans
ettiler, üstelik hep bir ağızdan sizin şarkılarınızı koro halinde
söylüyorlardı. Yeterince mantıksız mı?
Gülünçlük: Gülünçlükle hafıza kaydı
arasında doğrusal bir ilişki vardır. Mutluluk içinde öğrendiğiniz gülünç bir
bilgiyi unutmama eğilimi gösterirsiniz. Zira ruhumuzda bize ve tüm insanlara
hükmeden bir kanun vardır. Alt bilincimiz acı verici olgulardan uzaklaşır,
lezzet veren olgulara yaklaşır. Yaklaştığımız olgular daha güçlü
kaydedildiğinden unutulmama eğilimi gösterirler. Eğer bilgi haz veriyorsa altşuur onu bilinçte tutmak veya bilince çağırmak için bizi
destekler. Bilgi acı veriyorsa otomatik sistem tüm karşı çabalarımıza rağmen
unutturmaya çalıştırır. Eğer çok acı verici olayları, bilgileri unutmamaya
direnirsek bu defa psikolojik dengemiz bozulur. Kişilik bozuklukları ve depresif rahatsızlıklar gelişir. Şu halde bilgiyi
kurguladığınızda ne kadar gülünçleştirebilirseniz o kadar büyük ihtimalle ve
sağlıklı olarak hatırlarsınız.
Şu örneklere bakınız: “Manavdan dört
tane karpuz alacaksınız. Manava yaklaştığınızda tezgahtaki karpuzlardan dördü
yerlerinden zıplayarak kucağınıza atladılar. “Bizi alın” diye tutturdular.
Onları kıramadınız ve ücretlerini ödediniz. Ardından kollarınızdan hoplayıp
yola fırladılar ve zıplaya zıplaya evinize
gidiyorlar.” Veya bir fıkra: “Temel İngiliz’e sormuş, ‘Sen ne sigarası
içiyorsun?. İngiliz ‘Ben PALL MALL içerim.’ demiş. Bu sefer İngiliz Temel’e
sormuş. ‘Sen ne sigarası içersin’. Temel altta kalmadan ‘Ben de SAMSUN MAMSUN
içiyorum.’ demiş.”
4. Çağrışım Oluşturabilme Gücü
Bu yetenek aslında daha önce verilen
çalışmaların arasında dolaylı şekilde kullanılacaktır. Ancak daha iyi
kavranması için burada ayrıca anlatıyoruz. Bilgiler daha önce edindiğimiz bir
kısım bilgilere benzer yönler taşıyabilirler. Bu benzerlik beyniniz tarafından
otomatik olarak ortaya çıkarılabilir. Maharet otomatik çağrışımları aşarak
sizin ekstra çağrışımlar oluşturabilmenizdir.
Örneğin tanıdığınız “Atakule”den söz edildiğinde otomatik çağrışım sisteminiz
size İstanbul’da iseniz hemen Ankara’yı çağrıştırır. Ankara’da iseniz daha da
öte, Çankaya çağrışır. Ama siz çağrışım sisteminizi besleyerek, New York’daki ikiz gökdelenleri, adını biliyorsanız Empire State Building’i,
merhum Turgut Özal’ı, zenginleri artan Türkiye’yi “Atakule”
kelimesiyle birlikte çağrıştırabilirsiniz. Hasan size kimi çağrıştırıyor? Kırat
sesini duyduğunuzda zihninizde ne çağrışıyor? Belli bir kelimeyi veya görüntüyü
alın ve neler çağrıştırdığını sorun. Tekrar edeceğiniz bu çalışma beyninizin
çağrışım sorgulamasını otomatikleştirecektir. Unutmayın: Edindiğiniz bir
bilgiye ne kadar çağrışım bağlarsanız onu o kadar hızlı ve bütün olarak
hatırlarsınız.
5. Bilgiye Değer Verebilme Gücü
Bilginin hatırlanabilirlik düzeyini
artırabilmek için çok kolay bir yol vardır. Çocuklara dikkat edin. Neden önce
çok hızlı ve sürekli öğrenirken sonradan bu süreç duraklar? Çocuk ilk
yıllarında uzaydan gelmiş bir yaratık gibi her şeye ilgiyle ve merakla bakmakta
ve bu bakış da daha fazla ve daha hızlı öğrenmesine yol açmaktadır. Ancak
zamanla “ülfet” adını verebileceğimiz bir hastalık gelişir ve kişiler “artık
gerekli olan her şeyi bildiklerini” sanırlar. Artık güneşin doğması bilinen bir
şeydir. Yağmurun yağması bilinen bir şeydir. Oysa hala tam olarak bilinmeyen ve
üzerinde düşünüldükçe heyecan verici yeni bilgileri elde edebileceğimizi görsek
keşfetmeye sonsuza kadar devam edeceğiz. Bizdeki bu değişikliği muhtemelen
eğitim sistemimiz yapmaktadır. Eğitim sistemimiz bizi belli bir kalıbın
içerisine sokmakta ve ne yazık ki sınırlamaktadır.
Bilgiye değer verebilme gücü bir
anlayış biçimidir, bir hayat felsefesidir. Bilginin çok önemli olduğu inancı
alt bilincinize yerleştiğinde beyniniz bilgiyi otomatik olarak kaydedecek ve
bilgiye büyük öncelik verecektir.
Eski yeteneklerinizi geri kazanmak ve
bir çocuk kadar hızlı öğrenmek istiyor musunuz? O zaman “Değerler
Hiyerarşinizde” değişiklik yapacaksınız ve bilgiyi öncelikli değer haline
getireceksiniz. Eğer her hangi bir konu bizim için önemli ise alt şuurumuz o
konuyla ilgili bilgileri kaçırmaz. Gördüğümüz rüya, önem verdiğimiz bir sorunun
cevabını taşıyorsa bu cevabı yakalayarak uyanırız.
Elias Howe’un
hikayesine bakalım: Elias dikiş makinesinin kumaşa
üstten diktiği ipliği alttan tutacak ikinci iğneyi keşfedememiştir. Yıllarca
aramış, gece gündüz düşünmüştür: Sonunda bir rüyasında yamyamların ellerindeki
mızrakların ucunu görünce aklında bir fikir doğmuş, uykudan fırlayıp aradığı
iğneyi nihayet yapmayı başarmıştır.
Bir kanser hastasını düşünün.
Hastanede oturmuş, kendi derdini düşünmektedir. Dışarıdaki konuşmaları
duymamaktadır bile... Ama ötelerde iki kişi kanser hastalığının çaresi üzerinde
konuşmaktadırlar. Bu hasta hemen kendine gelir ve dikkat kesilir.
Alt şuurumuz duyularımız kanalıyla gelen
tüm mesajları radar gibi tarar. Bu mesajlar arasında önceden önemli olduklarını
söylediğimiz ne varsa onlar ayrımlaştırılır. Alt şuurumuzun aradığı konular
bizim önem verdiğimiz konulardır. Eğer bilgi sahibi olmak bizim için çok
önemliyse bilgiler kesinlikle üzerimize yağmaya başlayacaktır. Bir olgu bizim
için nasıl önemli olur?
Unutmayalım: Büyük ideallerimizle
birleştirdiğimiz her şeye adanırız. Ne ideallerimize hizmet ediyorsa, ona
sarılırız. Ne sorunlarımızı çözüyorsa, onun ardından koşarız. Kısaca
yapacağımız şudur: Bilgiyi önemli varlık olarak düşüneceğiz. Tüm şereflerin ve
başarıların arkasında bilgi vardır. Zenginlik, şeref, mutluluk ve değer
verdiğimiz her şeye bilgi yoluyla ulaşabiliriz. Şimdi aşağıdaki ifadeler
üzerinde düşünelim:
1. İnsanlık tarihine yön veren
parmakla sayılacak kadar az insandır. Bu insanlar diğer insanlardan bilgileri
nedeniyle üstün hale gelmişlerdir. Kim daha bilgili olmuşsa o ilişkilerine,
kendisine ve çevresine daha güçlü şekilde hakim olmuştur. Özellikle içinde
yaşadığımız bu bilgi çağında bilgi artık tüm güçlerin kaynağı haline gelmiştir.
2.Ne kadar fakir, tecrübesiz ve
eğitimsiz olursak olalım kesinlikle öğrenebilir ve bir çırpıda tüm hayatımızı
değiştirebiliriz. İşte örnek: Anthony Robbins 20 yaşında bir otelde çalışan fakir bir hizmetli
idi. Çektiği acılar altında bunaldığı bir sırada hayatını değiştirmeye karar
verdi. Önce bir hızlı okuma kursuna gitti ve bir kaç yıl içinde 700 kitap
okudu. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde zaman zaman
profesörler bile o adamdan ders aldıklarını itiraf etmektedirler. Robbins şu anda seminerlerini dinleyebilmek için sırada
bekleyen binlerce insana konuşuyor ve milyonlarca dolar para kazanıyor. Bir
insanın 10 yıl gibi kısa bir sürede yaptığını biz de yapabiliriz. Hatırlayalım:
Biz de fakir, eğitimsiz ve kültürsüz zayıf ve çaresiz bir bebek olarak dünyaya
gelmemiş miydik? Gelişmemizi neden durduruyoruz?
3.İslam dinine inananlar bu bölümü
dikkatle okumalıdırlar. Hz Muhammed (sav)’in
sözlerine bakalım. O diyor ki: “İlimden bir mesele öğrendiğinde o, senin için
kabul olunmuş bin rekat nafile namaz kılmandan hayırlıdır. Onu insanlara
öğrettiğinde amel edilsin veya edilmesin senin için yine kabul olunmuş bin
rekat nafile namaz kılmandan hayırlıdır.” “Bir saat tefekkür(düşünme,
değerlendirme) bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.” “Alimin uykusu cahilin
ibadetinden hayırlıdır.” Görülüyor ki İslâm dini açısından da ilim en çok
övülen ve üstünlük atfedilen değerler arasındadır. Hz.
Peygambere(asm) inen ilk emrin “oku” olması da çok
düşündürücüdür.
Şu halde ister dünyada başarının
zirvesine çıkmak isteyelim; ister ahirette yüksek bir
mevki arayalım her zaman yolumuz ilimden geçecektir.
Bu gerçekleri aklımıza anlatmak ve aklımızı ikna etmek zorundayız.
Önemli bir yanılgının altını çizelim:
İlim öğrenmek demek eğitim sürecinden geçip
üniversiteden mezun olmak ve resmi tahsile devam etmek demek değildir. Ne yazık
ki bugün binlerce öğrenci mezun olup maaşa bağlanacakları bir iş bulmak için
okumaktadırlar. Bugün bir çok toplumda maaşlı memur olmak için üniversiteye
gitmenin diğer adı tahsil görmek olmuştur. Üniversiteli cahiller ordusuna
katılmak isteyen kişinin iradesine karışamayız. Ama eğer siz iradenizi ilim
öğrenmekten yana kullanıyorsanız binler defa tebrikler. Öğrenmek için okursanız
gerçekten öğrenmiş olacaksınız. O zaman maaş alabilmek için torpil peşinde
koşmanıza gerek kalmayacaktır. Dünyanın her tarafından zeka, bilgi ve yetenek
arayan bilim çevreleri büyük bir hazine gibi size sarılacaklardır.
Eğer yukarıdaki görüşlere
katılıyorsanız, sıra kalbinizi ikna etmeye gelmiştir. Yukarıdaki cümleleri sık sık okuyacağız ve aşağıdaki sözleri kendimize sık sık söyleyeceğiz:
“Bilgiyi birinci sıraya alıyorum. En
değerli varlıklarım bildiklerimdir. Her bilgi bir gün mutlaka işime yarayacak
bir hazinedir. Hayatta en büyük arzularımı hatırlıyorum. Onlar gözlerimin
önünden geçiyor. Yapmak istediklerimi yaptığımı
görüyorum. Bu yolda tek desteğim bilgilerim olacak. Heyecan duyuyorum.”
Zihninizde aktif imajinasyonlar
oluşturmanız son derece önemlidir. Kendinizi, idealinizi başarmış görün.
Hedefinize ulaşmış olarak insanlarla konuşuyorsunuz, davranıyorsunuz. Hayal
gücünüzü kullanıp kendi filminizi seyredin. Başarılarınızı bilgilerinize borçlu
olduğunuzu sık sık düşünün. Şartlanma normal şartlar
altında üç haftada oluşur. Her gün bu çalışmayı 2 şer dakika yapsanız değişimi
kesinlikle fark edeceksiniz. Ancak bu çalışmanın süresini uzatırsanız etkiyi
daha hızlı ve kapsamlı görürsünüz.
Çok bilmek mi istiyorsunuz? İşte en
kolay yolunu öğrendiniz. Bu yol size ekstra bir kapasite kazandırmıyor. Mevcut
kapasitenizi zahmet çekmeden daha verimli kullanmayı öğreniyorsunuz. Yani
hafızanızın kendiliğinden sizin için çalışmasını sağlıyorsunuz.
D. ÖRNEK HAFIZA SİSTEMLERİ
Hafıza sistemleri hakkında size
ayrıntılı bilgi veremiyoruz. Bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlerin
Melik Safi Duyar, Dominic O’Brain,
Tony Buzan gibi yazarların
eserlerine başvurmaları gerekir. Bu bölümdeki anlatımlarımız sadece bir izlemin kazandırma amacı taşımaktadır. Bununla birlikte
eğer size verdiğimiz diğer hafıza araçları üzerinde yeterince çalışırsanız bu
hafıza sistemlerine aylarca çalışmanız gerekmeyecektir. Çünkü bizim verdiğimiz
doğal yollar hafızanızın doğal yollardan çok hızlı şekilde gelişmesini
sağlarlar. Eğer bizim anlattığımız yolları ihmal ederseniz diğer hafıza
sistemlerinin sorununuzu çözemediğini göreceksiniz. Ne yazık ki genellikle
hafıza sistemleri doğal yolları ihmal etmekte, bu yüzden doğal süreçlerde
sorunları olanlar bu hafıza sistemlerinden yararlanamamaktadırlar. Aşağıdaki yaklaşımlar
bu konuda bir izlenim kazanmanıza yardımcı olacaktır.
a) İsim Hafızası Sistemi
Muhtaç olduğumuz en önemli
yeteneklerden biri insanların isimlerini hafızamızda tutabilme yeteneğidir.
Yapılan bir araştırma insanların başarı ve kazanç düzeylerini etkileyen
faktörler arasında %87.5 oranıyla insan ilişkilerinin etkili olduğunu
göstermektedir. Dolaysıyla insan ilişkilerimizde başarımızın sırrı da iyi bir
isim hafızasının varlığını gerektirmektedir.
İnsanların isimlerini hafızalarımıza
yerleştiremediğimizde onlarla uzun süreli kalıcı ilişkiler kurmamız da mümkün
olmaz. Herkesin en değerli varlığı kendi ismidir. Eğer bir insanın ismini
bilmiyorsak ona verdiğimiz mesaj şu olur: “Seni tanımıyorum. Senin ismini,
öğrenilmesi gerektiği kadar değerli bulmuyorum. Benim arkadaş çevremde sen
yoksun.”
Siz düşmanınıza bile böyle demekten
çekinirsiniz. Ama isimlerini bilmediğinizde ne yazık ki insanlara söylediğiniz
de budur. Hepimiz tanıştığımız insanların isimlerinin hafızamızda kalmasını
istiyoruz. Ama çoğu zaman tanıştıktan sonra 1 dakika bile geçmeden
isimlerini unutuveriyoruz. Medeniyetin ürettiği stres bu sorunumuzu her geçen
gün biraz daha arttırmaktadır.
Hepimi isim hafızamızı geliştirmek
istiyoruz. Yüz bin ismi hafızalarında tutabilen politikacıları bile geride
bırakabiliriz. Fazla emek harcamayacağız. Sadece bir haftalık düzenli “ama
mutlaka düzenli” egzersiz yapacağız. Yineleyelim: Bir davranış alışkanlık
haline getirilmezse her defasında özel bir dikkat ve enerji harcanarak
gerçekleştirilebilir. Ama onu alışkanlık haline getirdiğimizde artık bilinçsiz
şekilde ve hiç emek vermeden gerçekleşen bir iş olur. Aşağıdaki alıştırmaları
bir hafta boyunca her gün yaparsak isim hafızası için hayatımızı değiştirecek
yeni bir alışkanlık geliştirmiş oluruz.
İsim hafızası sağlıklı bir tanışma
işlemi gerektirir. Sağlıklı bir tanışma ise iki safhadan oluşur. Yapmamız
gereken işlerin %50’si tanışmadan önce, %50’si de tanışmadan sonra gelir. Şimdi
iki safha olarak ele aldığımız tanışma sürecini açalım:
Tanışma
Öncesi-İlk Safha:
1.Hafızamızda insanların genel
görünümlerine ilişkin bir dosya oluşturmalıyız. Bunun için her anımızı
kullanabiliriz. Kafa ve yüz şekilleri: Uzun, kısa, dar, geniş, sivri, oval kafa
yapılı arasındaki ayrım... Çene: geniş, dar... Kaşlar:Siyah, sarı, zayıf, gür,
düz, yay... Alın: Açık, kapalı, geniş, dar, kırışık, pürüzsüz... Kulaklar:
Büyük, küçük, arkaya yapışık, öne kalkık, kulak memesi bitişik, ayrık... Burun:
Büyük, küçük, ucu kalkık, kemer.... Ten: Sarı, siyah, buğday renkli, kızıl,
pürüzlü, sivilceli, düzgün... Ağız ve dudaklar: Geniş, dar, kalın, ince,
bitişik, aralıklı... Dişler: Düzgün, karışık, bitişik, aralıklı, temiz, kirli,
beyaz. sarı... Genel beden ve boy: Uzun, kısa, orta boy, şişman, zayıf, normal
dolgunlukta, dik duran, kambur duran, başı sağa, sola eğik, iri kemik yapılı,
zayıf kemik yapılı, parmakları uzun, kısa vs....
Kişilerin yüz ve beden hatlarına
ilişkin bu genel dosyayı oluşturmak için her zaman fırsatımız vardır. TV
seyrederken, parkta otururken, otobüste yolculuk yaparken, sokakta yürürken,
gazete veya dergi okurken her yerde bu fırsatı bulabiliriz. İnsanları
dikkatlerini çekmeden gözlemlemeli ve aralarındaki farkı belirlemeliyiz. Kısa
süre içinde beynimiz yeni simaları çabucak tanıyıp diğerlerinden
ayrımlaştırabilme yeteneğini geliştirecektir.
2. Tanışmak üzere olduğunuz insanın
ilk bakışta nasıl bir imajı vardır? Doktor, bürokrat, siyasetçi, sanatçı,
köylü, şehirli, eğitimli, eğitimsiz, asabi, somurtkan, sevecen, çabuk uyum
sağlayan, yabancı, utangaç, utanmaz, gururlu, mütevazi
vs... Hangi sıfatları kendisine yakıştırıyorsunuz? Tanıdığınız bir simaya veya
kişiliğe benzetebilir misiniz? “Arkadaşım Çağlar kadar cana yakın, Salih kadar
yakışıklı..vs” diyebilirsiniz. Birilerine benzetmeniz sağlıklı bir bağ
kurmanızın kapısını açacaktır.
3.Tanışmak üzere olduğunuz kişinin
yüz hatlarını inceleyin. İlk safhada belirtilen çalışmaları yeteri kadar
yaptıysanız şimdi bu iş çok kolay olacaktır. Örneğin tanışmak üzere olduğunuz
insanı tanımlarken “geniş yüzlü, oval başlı, küçük ve ucu kalkık burunlu, yay
ve siyah kaşlı, siyah gözlü, küçük ağızlı, kalın dudaklı, geniş alınlı bir
adam” ortaya çıkabilir. Ne kadar çok ayrıntıyı fark ederseniz o kadar güçlü
kavramış olacaksınız.
Tanışma
Sırası ve Sonrası-İkinci Safha:
1.Tam isim söylenirken isme dikkat etmemiz
gerekiyor. Kişi tam ismini söyledikten sonra aradan 15 saniye geçerse artık
ismin ne olduğuna dikkat etmemizin bir anlamı kalmaz. Dikkatimiz dağınık olduğu
zaman bu süre 5 saniyeye kadar inebilir. İsimlerin hafızamıza yerleşememesinin
en temel nedeni tam burasıdır. İsimleri tam duyduğumuz anda zihnimizde başka
bir mesele bulunmamalı ve sadece ismi dinlemeliyiz. Eğer tam o anda ismi
duyduysak şimdi ismi kalıcılaştırmak için 20 saniyelik bir süremiz vardır. Bu
süre içinde bir şeyler yapmazsak isim en fazla 20 dakika kadar hafızamızda
kalacak, ondan sonra geri çağrılamayacaktır. Şimdi diğer adıma geçelim:
2.İsmi 20 saniye içinde
kalıcılaştırmak zorundayız. Bunun yolu ismi yeterince tekrar etmekten geçiyor. Bilginin hafızaya çağrılabilecek şekilde yerleşmesi
için yeterince güçlü enerjiyle yerleşmesi gerekir. Eğer isim çığlıklarla
söylenmediyse zayıf bir enerji düzeyiyle alınmış olacaktır. Bu enerji düzeyini
ismi tekrar ederek arttıracağız. İşte bazı tekrar taktikleri: Kişi kendini
tanıtmış ve adının “Yusuf Ziya Öztürk” olduğunu
söylemiştir.
a)”Pardon gürültü var, tam olarak
duyamadım, tekrar eder misiniz?” İlgili olduğunuz için kişi mutlulukla ismini
tekrar edecektir. Ama bu soruyu iki dakika sonra sorarsanız utanç
duyabilirsiniz. Böylece aslında kişinin ismini söylerken onu dinlemediğinizi
itiraf etmiş olursunuz.
b) “Af edersiniz, soyadınızı tekrar
alabilir miyim?” Soyadı duyamamanız normaldir. Size önem verilecek ve soy ad
yinelenecektir.
c)”Yusuf Ziya Öztürk
dediniz. Memnun oldum Yusuf Bey. ‘Ziya’nın anlamını hep merak ettim?” Böylece
hem ismi tekrar etmiş hem de ismi üzerinde konuşma kapısını açmış oldunuz.
İnsanların çoğu ismi üzerinde konuşmaktan hoşlanır.
d)”Yusuf Ziya Öztürk.
Tanıştığımıza memnun oldum Yusuf Bey” Böylece siz ismi tekrar ediyorsunuz. Sadece
“Tanıştığımıza memnun oldum” da diyebilirdiniz ama o taktirde ismi unutma
ihtimalinizi arttırmış olursunuz. Çünkü ismi bizzat tekrar etmiyorsunuz.
e)”Yusuf Bey sizi önemli bir bürokrat
dostumuz olan Ahmet Bey ile tanıştırayım. Ahmet Bey sizi Yusuf Ziya Öztürk Bey’le tanıştırmak istiyorum.” Böylece daha da ileri
gidiyorsunuz ve fırsatlar bularak ismi tekrar ediyor, pekiştiriyorsunuz.
3. Duyularımızı kullanarak ismi iç
dünyamızda canlandırabiliriz. Sağlıklı bir zihin için yukarıdaki adımda
belirtilen çalışmaların yapılması yeterli olacaktır. Ancak eğer tanıdığınız
veya ismini öğrendiğiniz kişi ile bire bir konuşmuyorsanız başka yollar
bulmalısınız. Radyo ve TV’den izlerken, kitap okurken, arkadaşlarınız
anlatırken öğrendiğiniz isimler için tekrarlamayı kendi başımıza yapmalıyız.
Ayrıca kendi başımıza yapacağımız tekrarı normal tanışmalarımızın %100 sonuç
vermesi için bir destek olarak kullanmamız da mümkündür. Buna göre:
a)İsmi duyularınızla
canlandırabilirsiniz: İşitme: İsmi bir çığlığa dönüştürebilirsiniz. Çığlıklar
“Yusuf Ziya Öztürk” diyebilirler. Görme: “YUSUF ZİYA
ÖZTÜRK” isminin yazılı olduğu hayali bir duvarı akli gözünüzde görebilirsiniz.
Dokunma: Birbirine yapıştırılmış ve “Yusuf Ziya Öztürk”
seklinde okunabilecek şekilde hazırlanmış balonlara tek tek
dokunabilirsiniz. Veya bu ismin kazındığı bir ağaçtaki tüm harflere tek tek dokunabilirsiniz.
Duyuların kullanımı başlangıçta zor
olabilir. Ancak çalışırsanız bu çabucak gelişir ve bunu her gün en az iki
dakika çalışarak bir hafta sürdürürseniz bu işi kolayca yapabildiğinizi
görürsünüz.
b)İsmi abartılı bir filmde
kurgulayabilirsiniz. Donuk görüntü tek kare resim olduğu için daha az mesaj
içerir ve unutulma ihtimali daha kuvvetlidir. Ancak eğer oluşturduğunuz bir
filimse zihninizde yüzlerce resim oluşacağından unutulması imkansız denecek
kadar zordur. Örneğin “Yusuf Ziya Öztürk”’ün ilk iki
adının baş harfleri “Y” ve “Z”, “Ö” şeklindeki akvaryumda oynuyor olabilirler.
Yusuf Peygamberin (as) hikayesini biliyorsanız Yusuf Peygamberi Mısır ülkesinde
parlayan bir ziya olarak görebilirsiniz. Sonra da Yusuf Ziya’nın Türkiye’de
Mısır yediğini düşünür, bunun filmini görürsünüz. Oluşturabileceğiniz filmlerin
zenginliği hayal gücünüze yani beyninizin sağ lobunu
kullanma yeteneğinize bağlıdır. Bu yetenek ise çok çabuk gelişebilir. Filmi
oluşturduktan sonra bir defa geri ve bir defa ileri sararak akli gözünüzde onu
seyretmelisiniz. Bu şekilde yukarıdaki filmi oluşturduğunuzda Yusuf’u
gördüğünüzde önce onu Mısır yerken hatırlayacaksınız, ardından Mısır’da ziya
saçan Yusuf Peygamberi(as) ve ardından da Yusuf Ziya Öztürk’ü
hatırlayacaksınız. Filmi oluştururken dikkat edilmesi gereken şudur: Filim
ilgili kişinin ismini taşıyan veya onun ismine benzeyen bir kelime taşımalıdır.
Örneğin bir öğrencimizin adı Tuba idi ve ona ilişkin film oluştururken “Tuba
ağacını” kullandık.
4.Bu aşama 1 ve 2 veya 1 ve 3 ile
aynı zamanda yapılacaktır. Kimlik bilgileriyle ismi birleştirmemiz
gerekmektedir. Eğer bu birleştirmeyi sağlıklı yapamazsak o zaman kişiyi çok iyi
hatırlayacağız fakat ismi aklımıza gelmeyecek. Veya ismi hatırlayacağız ama bu
ismin kime ait olduğunu bilemeyeceğiz. Birleştirme iki bilginin yan yana
düşünülmesiyle oluşturulur. Tanıştığınız kişinin adıyla yüz hatları ve
hakkındaki diğer bilgileri yan yana getirin. Örneğin “orta boylu, siyah saçlı,
siyah, zayıf ve yay kaşlı, siyah gözlü oval başlı, küçük burunlu, orta boylu
beyaz tenli sanatçıya benzeyen, mütevazi ve çekingen
görünümlü kişiyi” canlandırdığınızda adını düşünün ve adını söylediğinizde
zihninizde canlandırdığınız şahsına gidin. Eğer isim gıyabında tanıdığınız kişi
ise örneğin TV’de seyretmişseniz veya kitapta resmini görmüşseniz gördüğü
resmiyle, radyoda dinlemişseniz duyduğunuz sesiyle, biliyorsanız var olan
eserleriyle kişiyi ilişkilendirin. Kişinin faaliyet ve uzmanlık alanını,
yaptıklarını düşünürseniz bu ilişkilendirmeniz güçlenmiş olacaktır. Böylece
tanışma süreci başarılı bir şekilde sona ermiştir.
b) Hafıza Blokları Sistemi
İnsan beyni kocaman bir kütüphane
gibidir. Kütüphaneye rasgele doldurulan binlerce bilgi arasından arama tarama
yapmaya kalktığınızda bir bilgiye ulaşmanız günlerce sürebilir. Ama
kütüphanenizi odalara, bölümlere, raflara ayırırsanız
ve bilgiyi bilinçli olarak sırasına ve konusuna göre yerleştirirseniz ne olur?
Beynimizde bilgileri yerleştirebileceğimiz
raflar oluşturabilmek için hafıza bloklarına ihtiyacımız vardır. İlk aşamada
sabit hafıza blokları, diğer deyişle bilgi rafları oluşturacağız. Bu blokları
iyice yerleştirdikten sonra edindiğimiz bilgileri bu bloklara yerleştireceğiz.
Bloklar boyutlardan oluştuğu için beynimizin sağ lobu
devreye girecek ve bilgi daha etkin şekilde hafızamıza yerleşecektir. Aşağıda
Roman Oda Sistemi anlatılmış, bireysel olarak üretilebilecek benzer özel hafıza
bloklarına ilişkin örnekler de sunulmuştur.
1)Roman Oda Sistemi
Özetle anlatacağımız bu sistem
dünyaca tanınmış hafıza uzmanları Dominic O’Brain ve Tony Buzan tarafından sistemli olarak sunulmuştur. Bu sistemin
temeli, zihinde bilinen mekanları belli bir sırada kaydetmek ve bilgi
listelerini bu sisteme yerleştirmekten oluşur. Roman Oda sisteminde odalar size
ait olan veya hayalinizde kurguladığınız bir evin bölümlerinden oluşur. Bu
sisteme göre önce on ayrı bölüm oluşturmalısınız. Bu odalar öyle bir sırada
olmalı ki eve girdiğinizde evde her zaman aynı sırayı izleyerek yürümelisiniz.
Aşağıdaki örneğe bakalım:
|
1.Antre |
Evinizin
kapısını açınca önce ayakkabılarınızı çıkardığınız antreye geçiyorsunuz. |
|
2.Mutfak |
Antrenizin
önünde tek kapı var ve mutfağa açılıyor. Mutfağa giriyorsunuz. |
|
3.Koridor |
Mutfaktan
çıktığınızda tek kapıdan koridora geçiyorsunuz. |
|
4.Salon |
Koridordan
geçtiğinizde ilk ve tek kapıdan salona
giriyorsunuz. |
|
5.Misafir
Odası |
Salondan
tek kapı misafir odasına açılıyor. Misafir odasına geçiyorsunuz. |
|
6.Çocuk
Odası |
Misafir
odasından tek kapı çocuk odasına açılıyor. Çocuk odasına geçiyorsunuz. |
|
7.Yatak
odası |
Çocuk
odasından tek kapı misafir odasına açılıyor. Oraya geçiyorsunuz. |
|
8.Banyo |
Yatak
odasından bir kapı banyonuza ulaşıyor ve banyoya giriyorsunuz. |
|
9.Balkon |
Banyodan
çıktığınızda her zaman adet olarak bitişikteki balkona çıkıyorsunuz. |
|
10.Bahçe |
Balkondan
bir merdiven bahçeye iniyor ve balkondan bahçeye iniyorsunuz. |
Sistemi yerleştirirken ilk
yapacağınız iş 1’den 10’a kadar olan bu odaları zihnnizde
ileri, geri ve karışık sırada defalarca tekrar etmektir. Öyle ki 10 rakamını
duyunca zihninizde hemen bahçe canlanmalı, 3 rakamı ise antreyi
canlandırmalıdır. Yeterince çalışmış iseniz artık blok zihninize yerleşmiştir.
Şimdi bu blok içerisine daha önce
gördüğümüz temel hafıza araçlarını da kullanarak 10 maddelik bir listeyi
yerleştirmek istiyoruz. Varsayalım ki bakkala gidiyorsunuz ve 10 maddelik
listenin hatırlanması gerekiyor. Şimdi listeyi daha önce oluşturduğumuz blok
içine nasıl yerleştirdiğimizi görelim:
|
Liste |
Blok |
Listeyi
Bloklara Yerleştirme |
|
1.Makarna |
1.Antre |
Antreye
girdiğinizde yerlere, duvarlara yapışmış, pişmiş makarnaları görüyorsunuz;
sıcak ve kokusu taze. Bir lokma alıp yiyorsunuz. |
|
2.Ayran |
2.Mutfak |
Mutfağa geçiyorsunuz. Yerlere ayran akmış, muslukları açık
unutmuşsunuz, ayran fışkırıyor. Mutfağa dalıp muslukları kapatıyorsunuz.
Ayaklarınız bembeyaz ayrana basıyor ve bir bardak içiyorsunuz. |
|
3.Portakal |
3.Koridor |
Koridora geçiyorsunuz, yüzlerce kırmızı portakal top gibi
zıplıyor, sizi görünce üzerinize çullandılar. Bir tanesini yakaladığınız gibi
yemeğe başladınız. Ekşi olduğunu görüyorsunuz. |
|
4.Ekmek |
4.Salon |
Salona geçtiğinizde duvarlara yapıştırılmış ekmeklerin pişmekte
olduğunu gördünüz. Üzerleri kızarıyordu. Birine parmağınızı batırdınız. Çok
sıcaktı ve daha içi hamurdu. Hamur kokuyordu. |
|
5.Kuru
Soğan |
5.Misafir
Odası |
Misafir
odasına girdiğinizde bir otomatik makinede soğan eziliyordu. Tavandan
soğanlar makinenin içine düşüyor, ucundan soğan suyu ve küspesi çıkıyordu.
Gözleriniz yaşardı. Burnunuz yandı. Nefesinizi tuttunuz ve üzerlerinden basıp
geçerken az kalsın kayıp düşecektiniz. |
|
6.
Maydanoz |
6.Çocuk
Odası |
Çocuk
odasına geçtiniz. Kuzular çocuk odanızı işgal etmişler. Bir yığın maydanoz
yerlere serilmiş. Hep birlikte maydanoz yiyorlar. Sizi görünce sırıtarak
“patron gel birlikte maydanoz yiyelim” dediler. Maydanozlara dokundunuz. Taze
ve ıslaktılar. Emin olmak için biraz yediniz. |
|
7.Zeytin |
7.Yatak
odası |
Yatak
odasına girdiniz. Yatak üzerinden yorganı kaldırdığınızda yatağın yerine
milyonlarca siyah zeytin gördünüz. Onları alıp öteye beriye savurdunuz.
Birkaç tane yediniz. Tuzlu ve dolgun idiler. |
|
8.Bal |
8.Banyo |
Temizlenmek
için banyoya girdiniz. Musluğu açtınız. Ama su katı kıvamda, kahverengi.
Yüzünüze sürdünüz ve dudaklarınızda keskin bir bal tadı hissettiniz. Emin
olmak için yediniz. Bal ellerinize ve yüzünüze yapıştı. |
|
9.Domates |
9.Balkon |
Balkona
çıktınız. Kıpkırmızı domatesler sıra sıra dizilmiş
güneşleniyordu. Sizi görünce titremeye başladılar. Birer birer
balkondan aşağı atlıyorlardı. Üzerlerine bastınız, ayağınız kaydı ve
düştünüz. |
|
10Kibrit |
10.Bahçe |
Bahçeye
indiniz. Yerlerde kibrit çöpleri birbirleriyle kıyasıya dövüşüyorlardı.
Durdurmak için üzerlerine basıyorsunuz. Sonra kibritler çakıldı. Bahçenizde
birer birer yanmaya başladılar. Seslerini
duyuyorsunuz. Sıcaklıklarını ayaklarınızda hissediyorsunuz. |
Hikayemizde
oluşturduğumuz liste bir filme dönüşmüştür. Bu filmi birer defa zihnimizde
ileri geri çevirdikten sonra artık unutulmaz. Oluşturduğumuz filmin mutlaka bir
noktası bize listede sırada neyin olduğunu hatırlatacaktır.
Roman Oda sistemi özellikle bir arada
hatırlanmaları gereken bilgiler için idealdir. Ayrıca bu 10 maddeden oluşan
sistemi büyütebiliriz. Burada 10 maddeyi 100 maddeye çıkarmayı deneyelim. 10
ayrı ev canlandıracağız. Temel planı aynı olmakla birlikte her birinin özellikleri
diğerlerinden farklı olacak:
1.Buzlardan oluşmuş (1-10)2.Buhar ve
sis kaplanmış (11-20)3.Her tarafında yağmur yağıyor (21-30)4.Her tarafında kar
yağıyor (31-40)5.Her tarafı kırmızı renkte (41-50)6.Her tarafı beyaz olan ev
(51-60)7.Her tarafı siyah olan ev (61-70)8.Her tarafı yeşil olan ev
(71-80)9.Gül kokan ev (81-90)10.Müzik yayını yapan ev (91-100)
Böyle bir yapılanma ile listeyi 100
tane farklı odası olan bir sisteme dönüştürmüş olursunuz. Burada 99’uncu sırada
gül kokulu balkonu, 65’inci sırada beyaz renkli çocuk odasını, 22’nci sırada
buhar ve sis kaplanmış mutfağı hatırlayacaksınız....
Eğer çok büyük listeleri bir çırpıda
hafızanızda tutabilmek istiyorsanız Dominic O’Brain tarafından geliştirilen Dominic
System adını verdiği, ‘Rakam-Kafiye”, “Rakam-Şekil”
ve “Rakam-Harf’ sistemleri üzerinde çalışmanız gerekecektir. Kitabımızın temel
odağı “hafıza” olmadığı için bu kadar bilgiyle yetiniyoruz.
2.Özel Hafıza Blokları
Roman Oda Sisteminin temel mantığına
paralel olarak değişik konular için kullanabileceğiniz basit hafıza blokları
üzerinde çalışabilirsiniz. Aşağıda size özetle bir kaç blok örneği
gösterilmiştir:
a) Tarih Blokları Bol miktarda tarihi
hafızanızda tutmanız gerekiyor. Aşağıdaki bloğu iyice yerleştirin ve etkisini
görün:
|
Asırlar |
Bağladığınız
Görüntü |
|
1700 (18.
yüzyıl) |
İlk iki
rakamı her zaman 17 olan bu asırda Fransız İhtilali oldu. Tüm dünyada ihtilal
oluyor. Karmaşa var. |
|
1800 (19.
Yüzyıl) |
İlk iki
rakamı 18 olan bu asırda koca Osmanlı İmparatorluğu çöktü. Avrupa’daki,
Afrika’daki, Orta Doğu’daki toprakları kaybetti. |
|
1900(20.
Yüzyıl) |
İlk iki
rakamı 19 olan bu asırda insanlar Ay’a çıktılar. Büyük bir bilgi devrimi
yaşanıyor. Gazeteler, kitaplar, televizyonlar, bilgisayarlar uçuşuyor. |
Şimdi
hafızanızda tutmanız gereken bir tarih bulalım ve diyelim ki Zeki Efendi isimli
bir şairin 1841’de doğmuş olduğuna ilişkin bilgiyi hafızamıza kaydedeceğiz.
Blok iyice yerleşikse şunu düşüneceğiz: Şair Zeki Efendi doğarken Osmanlı
imparatorluğu savaşıyor ve topraklarını kaybediyordu. Zeki Efendinin doğumunu
savaş meydanlarında görüyorsunuz. Daha sonra sorguladığınızda Zeki Efendinin
doğum tarihinin 18 ile başladığını hatırlayacaksınız. Son iki rakamı kolaylıkla
hatırlayabileceksiniz. İsterseniz son iki rakam için de yukarıdakine benzer bir
blok oluşturabilirsiniz. Çoğunlukla bu kadar küçük bir blok beynimizin sağ lobunun etkin olmasına yetecek ve son iki rakam olan 41, 18
rakamına bağlı olarak hatırlatılacaktır.
b) %(yüzdelik) Rakam Blokları
Eğer hafızanıza almanız gereken bilgi
%10, %40 türünden bir bilgi ise yukarıda anlattığımız Roman Oda Sistemini
kullanabilirsiniz. Örneğin bir alışverişte yapılacak %20 indirimin yeri
mutfaktır. %95 indirimin yeri balkon ile bahçenin tam ortasıdır.
E. GENEL HAFIZA EGZERSİZLERİ
1:DUYUSALLIĞINIZI GELİŞTİRİN
Görselliğinizi güçlendirme
çalışmaları
1. Resimlere bakın. Gözleriniz
kapatıp zihninizde canlandırın:
Renkleri nasıl, büyüklükleri nasıl,
hangi mekanda duruyorlar?Onlara nereden bakıyorsunuz? Onların benzeri olan
görüntüler hafızanızda var mı? Ne işe yarıyorlar? Nerelerde görülebilirler?
2.Aşağıda isimleri verilen insanları
hafızanızda canlandırın: Göz renkleri nasıl? Kaşları, saçları, yüzlerinin ve
kulaklarının şekilleri, çene ve burun yapıları, omuzları, genel duruşları,
yürüyüş biçimleri, onları hangi mekanlarda görüyorsunuz, ne giyiniyorlar?
Cüneyt Arkın, Ferdi Tayfur, Süleyman
Demirel, Nazlı Ilıcak, Tansu Çiller Tayyip Erdoğan
3.Yukarıdaki egzersizi tanıdığınız
arkadaşlarınız üzerinde uygulayın.
4.Hafızanızdaki mekanlarda dolaşın:
Aşağıda bazı mekanları veriyoruz. Bu mekanlar nasıl görünüyor. Çevredeki
binalar, binaların büyüklükleri, konumları, renkleri, sokaklar, ağaçlar,
çevrede dolaşanlar. Ulaşabildiğiniz tüm ayrıntılara kadar canlandırın. En küçük
bir rengi ve çizgiyi bile fark etmeyi amaçlayın. Zihninizde bir görüntüye
bakmaya devam ettikçe netleşecektir.
İlkokulunuz, ortaokulunuz, lise ve
üniversite mekanınız, doğduğunuz köy veya mahalle, bakkalınız, yaşadığınız evin
içerden ve dışarıdan görünümü, sokakta elleri üzerine yürüyen insanlar, kökleri
göklere uzanan ağaçlar
İşitselliğinizi güçlendirmeye
çalışın:
1.Radyo veya TV izlerken veya konuşan
bir kişiyi dinlerken, söylediklerini zihninizde canlandırın. Bir an sesi kesin
ve az önce duyduklarınızı canlandırın: Ses nereden geliyor, sesin şiddeti ne
kadar, kesik mi, düz veya dalgalı mı, sese ne kadar yakınsınız, sesin hangi
tarafındasınız, ses neye benziyor, ses ne kadar hızlı geliyor. (Seminerinizde
eğitimcinin sesini kullanabilirsiniz. Ayrıca bu çalışma için radyo ve teyp
kullanılacaktır.)
2.Aşağıdaki kişilerin seslerini,
yukarıda verilen sorgular açısından zihninizde canlandırın.
Orhan Gencebay,
İbrahim Tatlıses, Süleyman Demirel, Tayyip Erdoğan, Tansu Çiller
3.Yukarıdaki sesleri tanıdığınız
arkadaşlarınız üzerinde uygulayın.
4.Hafızanızdaki sesleri canlandırın.
Aşağıda bazı sesler veriyoruz. Bu sesleri nasıl işitiyorsunuz. Seslerin
çevresinde başka hangi sesleri işitiyorsunuz. En küçük bir ses kırıntısını bile
fark etmeye çalışın. seste odağınızı sürdürdükçe sesin netleştiğini
göreceksiniz.
Şelale ve akıntı halindeki nehir.
Gök gürültüsü, rüzgar, yağmur
Pazaryeri, bağırtılar
Deniz, plaj
İlkokuldaki öğretmenlerinizden ders dinliyorsunuz.
Anne babanız sizinle konuşuyorken
Siz arkadaşlarınızla konuşuyorken
Karıncaların konuşmalarını dinliyorsunuz
Dokunsallığınızı güçlendirme Çalışmaları:
1.Seminerde size somut nesnelere
dokunmanız söylenecek. Kesiyor mu, batıyor mu, titreşimli mi, sıcak mı, soğuk
mu, sert mi, yumuşak mı, pürüzlü mü, kaygan mı, elinizle dokunursanız,
sırtınızla, yüzünüzle dokunursanız nasıl hissedersiniz.
Defter, kalem, sandalyenin süngerli
bölümü, sandalyenin metal bölümleri, parmaklarınız, burnunuz, kulaklarınız,
dirsekleriniz, elbiseniz
2. Aşağıda isimleri verilen
varlıkları hafızanızda canlandırın. Yukarıdaki sorgu türlerini kullanacaksınız.
Bıçak, sünger, sabun, top, araba,
ateş, su, çalışan motor, yağmur, kar, rüzgar, buz, kedi ruh, akıl
3.Benzer çalışmaları hafızanızda
mevcut diğer nesneleri kullanarak siz yapın.
Görsel/İşitsel/Dokusal Karma
Canlandırma Çalışmaları:
Aşağıda verilen örnekleri görüntü,
ses ve dokunma imajlarıyla yoğurarak bir arada canlandırın.
1.Pazar yerine gidip 2 kilo armut, 1
kilo kızılcık, 4 adet marul satın alın ve geri dönün.
2.Arkadaşlarınızla birlikte plaja gidin ve yüzün.
3.Koşuşturma halinde mutfağınızda bulaşıklarınızı yıkayın.
4.Çocuklarla okul bahçesinde el ele oynayın
II. Bilgiye Verdiğiniz Değeri
Güçlendirin:
1.Bilgi ve yeteneği en büyük
idealinizle birleştirin.
Varsayalım en büyük idealiniz
başbakan olmak( Buraya size heyecan veren kendi idealinizi koyun) Şimdi aşağıdaki
telkinleri sık sık kendinize söyleyin.
-Her gün yeni şeyler öğrendiğim için
başbakan olacağım.
-Hızlı okuyabildiğim için başbakan olacağım.
-Herkesin adını bildiğim için başbakan olacağım.
-Hızlı okuduğum kitabı hemen öğrenebildiğim için başbakan olacağım.
2.Bilgi ve yeteneği en güçlü
duygularınızla birleştirin
-Hızlı okumayı öğrenmeye devam
ettiğim için coşkum ve heyecanım artıyor.
-Hızlı okumaya devam ettiğim için sevincim artıyor.
-Hızlı okumaya devam ettiğim için kendime güvenim artıyor.
-Hızlı okumaya devam ettiğim için cesaretim artıyor.
3. Olmak istediğinizi olmuş gibi
kendinize söyleyin
-Çok kolay öğreniyorum, bilgi hemen
hafızama yerleşiyor.
-Öğrendiğim her bilgiyi istediğim her anda hemen hatırlıyorum.
-Beynim her gün daha iyi çalışıyor.
-Her gün daha hızlı okuyorum.
-Her gün okuma hızım ve kavrama düzeyim artıyor.
-Her gün öğrenmeye daha fazla önem veriyorum.
4.Olmak istediğinizi olmuş gibi hayal
edin
-Hayalinizde coşku içinde daha hızlı
okuduğunuzu canlandırın.
-Hayalinizde okuduklarınızı hemen öğrendiğinizi canlandırın.
-Hayalinizde istediğiniz bilgiyi hemen hatırladığınızı canlandırın.
Defalarca yazın. Defterlerinize, boş
kağıtlara. Bunları yazdığınız küçük kağıtları banyodaki aynaya yapıştırın,
televizyon ekranına, yatağınızda başucunuzun bir köşesine, en çok gördüğünüz
duvara, saatinizin kordonuna, avucunuzun içine yazın. Bunları siz farkında
olmasanız bile gözleriniz binlerce kez görmelidir. Önce şöyle bir karar verin.
Bu üç kelime yukarıda ayrıntılı olarak verilen telkinlerin hepsini kapsayan bir
özettir. Merak etmeyin, beyniniz işinizi kolaylaştıracak ve sizin yerinize
kendiliğinden gerekeni yapacaktır. Bu çalışma sayesinde alt bilinciniz ona
yaptırmak istediğinizi otomatiğe bağlayacak ve değiştirmezseniz bu işi ömrünüz
boyunca yapacaktır. Sizi seviyoruz.